Haydi seçime!

Sevgili dostlar,

17 Mart’da genel seçim var. Önümüzdeki dört yıl için görev yapacak  parlamento üyelerini  ve koalisyon hükümetini seçeceğiz. Bu kez rekor sayıda parti seçimlere katılacak. En soldan en sağa kadar çeşit çeşit, boy boy partiler bizden oy bekliyorlar. Aralarında iki tane de ırkçı parti var. Wilders’ın PVV’si ve FvD. Siz siz olun ama sakin ola ki bu iki partiye oy vermeyin. Çünkü bu iki parti de göçmenlerin, yabancıların, özellikle müslüman göçmenlerin can düşmanıdırlar. Bunlara verilecek her oy, çocuklarımızın bu ülkedeki geleceğinin ateşe atılması anlamına gelir.

Peki, biz seçmenler, özellikle göçmen seçmenler olarak bu iki ırkçı parti dışındaki partilerden neler bekliyoruz?

*En başta ırkçı, ayırımcı uygulamalara son verilmesini  istiyoruz.  Vergi dairesinin ve ödenek ödeyen kurumların vatandaşları etnik kökenlerine  gore fişleyip, ayırımcı uygulamalara tabi tutması yasaklanmalı ve en önemlisi bu suçu işleyenlere yönelik cezai müeyyideler getirilmelidir.

*İslamofobiye yönelik söylemlere son verilmelidir. İslamofobi, anti-semitizm gibi insanlık dışıdır. Toplumu kamplaştırmaktan başak hiç bir işe yaramaz.

*Çocuklarımızın isimlerinden ötürü iş görüşmelerinden elenmesinin, staj yapmak olanaklarının ellerinden alınmasının önüne geçecek somut önlemler alınmalıdır. Göçmen çocuklarının eğitim düzeylerinin son yıllarda yükselmesine rağmen en yüksek işsizlik oranının yine göçmen çocukları arasında olmasının tek bir nedeni vardır: ırkçılık ve ayırımcılık.  Bu konuda artık boş laflar duymak istemiyoruz, somut adımların atılmasını istiyoruz.

*İşyerlerinin belirli oranda göçmeni işe alması zorunlu kılınmalıdır. İş piyasasından dışlanmamız entegrasyon sürecinin gelişmesinin önündeki en büyük engeldir.

*Entegrasyon sürecinin gelişebilmesi için belirli alanlarda göçmenlerin görevlendirilmesi ve toplumsal yaşamda görünür kılınması son derece önemlidir. Büyük kentlerde yaşayanların yarıya yakını göçmen kökenli olduğu halde belediyelerde, poliste ve orduda cüzi miktarda temsil edildiğini görüyoruz. Özel sektörden önce devlet kuruluşları bu konuda adım atmalı ve göçmenleri eğitip, onlara görev vermelidir. Göstermelik az sayıda göçmeni işe alıp vitrin malzemesi gibi kullanmak, ya da geri hizmetlerde çalıştırmak politikasından vaz geçilmelidir. Göçmenlerin toplumsal yaşamda görünür konumda olmaları hem göçmenlerin topluma olan aidiyet duygusunu geliştirecek, hem de Hollandalılar arasındaki ırkçılığın geriletilmesine hizmet edecektir.

*Göçmen kadınların toplumsal yaşamdaki konumları göçmen erkeklerden daha geridir. Bunun da başlıca nedeni iş yaşamına girmek konusunda karşılaştıkları zorluklardır. Göçmenlerin topluma entegrasyonunda kilit sözcük kadınlardır. Kadınlar iş yaşamına geniş ölçüde katılmadıkça entegrasyon sürecinin istediğimiz gibi gelişmesi olanaksızdır. Bu nedenle kadınların iş yaşamına katılımı konusunda özel projelerin üretilmesi son derece önemlidir.

*Göçmenler arasında sosyal olarak en zor durumda olanlar yaşlılardır. Bunlara yönelik olarak hiç bir şeyin yapılmıyor olması kabul edilir bir durum değildir. Bunlar camiler ile kahvelere hapsedilmiş kader mahkumları gibidir. Yalnızlık yaşlıların kaderi olmamalıdır. Toplumumuzun gelişmesi için geçmişte önemli çabalar sarf etmiş olan yaşlılarımıza sahip çıkmalıyız. Yaşlılara yönelik projelerin desteklenmesi ve çoğaltılması zaruridir. Çünkü onlara çok şey borçluyuz.

*Hollanda’da son otuz yıldır her alanda sosyal hakların budandığını izliyoruz. Sosyalist sistemin çökmesi egemen sınıfın korkularından sıyrılıp çalışanların haklarına saldırmasının yolunu açtı. Uygulanan liberal politikalar sonucu adeta vahşi kapitalizm dönemine geri dönüş yaptık. Eğer önümüzdek seçimden sonra sosyal politikalar yeniden canlandırılmazsa toplum sosyal huzursuzlukların içine sürüklenebilir. Vakit varken hatalarımızdan ders çıkarıp, neo-liberal politikalardan vaz geçmeliyiz.

*Uygulanan liberal politikların en belirgin özelliği yoksulluğun artması oldu. Voedselbank’lar bunun tipik örneğidir. Ayrıca bunun dışında da yoksulluk giderek artıyor. Dünyanın en zengin on ülkesinden birisiyiz diyoruz ama yoksulluğun giderilmesi için kılımızı bile kıpırdatmıyoruz. Bu kesinlikle kabul edilebilir bir durum değildir. Yoksulluk sorunu geniş boyutlarıyla ele alınmalı ve acil önlemler hayata geçirilmelidir.

*Corona virüsü nedeniyle borçlu konumuna düşenlerin borçları silinmelidir. Çünkü onlar kendi iradeleri dışında bu konuma düştüler. Bu zor dönemde onlara destek olmak zorunluluktur.

*Asgari ücret en az yüzde otuz oranında artırılmalıdır. Mevcut asgari ücret oranı toplumsal gelişmenin önündeki en büyük engeldir. Ayrıca yoksulluğun giderilmesi için de bu elzemdir. Asgari ücret ile beraber sosyal ödenekler ve AOW de otomatik olarak artırılmalıdır.

*Emeklilik ödenekleri yıllardır olduğu yerde sayıyor. Maaşlar ve ödenekler her yıl enflasyon oranında artırıldığı halde emeklilik ödenekleri bu uygulamanın dışında tutuluyor. Bu nedenle son on yılda emeklilerin gelirleri net olarak yüzde yirmi oranında geriledi. İlgililer bu konuda bir takım kuralları gerekçe olarak gösteriyorlar. Bu haksız uygulama için kuralların arkasına saklanmak kabul edilemez.  Madem ki ortada bir haksızlık var, bu durumda kuralların değiştirilmesi  gerekmez mi? Kurallar mı insanlar içindir, yoksa insanlar mı kurallar içindir?

*Sağlık primlerinde peşin katkı payı (yıllık 385 Euro) dar gelirliler için ağır bir yük olmaya devam ediyor. Bunun iptal edilmesini istiyoruz. Bunun yanında sigorta şirketlerinin ve ilaç tekellerinin daha sıkı kontrol edilmesi  gereklidir.  Araştırmalar bunların insanların sağlığı üzerinden fahiş karlar edindiğini ortaya koymaktadır. Buna kesinlikle izin verilmemelidir.

Bu ve benzeri istemler önümüzdeki seçimlerde hangi partiye oy vereceğimiz konusunda bize yol gösterici olmalıdır. Hangi parti istemlerimize olumlu yaklaşıyorsa oyumuzu o parti veya partiler için kullanmalıyız. Ama her şeyden önce öncelikle sandık başına gitmeliyiz. Bu hem kendimize, hem çocuklarımıza, hem de topluma olan saygımızın gereğidir.

Oy kullanmak hem hakkımız, hem de görevimizdir. Bu görevi yerine getirmeyenin şikayet etmeye de hakkı yoktur.

Haydi hep beraber sandık başına!

Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği (HTİB)